Dünya Çapında Yapılan Bir “Doğum Sezonu Çalışması” Hastalık Riskiyle Çevre Arasında Bir Bağlantı Kurmuştur

Uterusta maruz kalınan çevre şartları, doğum ayının neden bazı hastalıklarla korele olduğunu açıklayabilir.

Yeni bir çalışma, doğum ayı ve bazı hastalıklar için taşınılan risk arasındaki bağlantıya dikkat çekmektedir.

Bulgular, gebelik sırasında maruz kalınan çevresel faktörlerin, hastalığın ileri dönemlerindeki önemini ortaya koymaktadır.

Araştırmalar, kışın doğan bebeklerin, daha fazla tip-2 diyabet riski taşıdıklarını, sonbaharda doğan bebeklerinse yaşam boyu depresyon risklerinin daha fazla olduğunu tespit etmiştir. Peki, bu enteresan bağlantıyı bize ne açıklayabilir? Üç ülke ve beş farklı iklimde yaşamlarını sürdüren 10 milyondan fazla hastadan alınan sağlık bilgileriyle yapılan yeni bir analizde veri bilimcileri, bir kadının gebelik boyunca belirli mevsimsel veya çevresel faktörlere maruz kalmasının yavrusunun yaşam boyunca taşıyacağı hastalık risklerini etkileyebileceğini bulmuşlardır. Bulgular, American Tıp İnformatiği Derneği Dergisi’nin Eylül sayısında online olarak yayınlanmıştır.

Prenatal (doğum öncesi) ve erken çocukluk dönemi çevresel maruziyetlerin, bireyin sağlığını yetişkinlikte etkileyebileceği fikri giderek daha da netlik kazanmaktadır. Bununla birlikte, bu bağlantıların incelenmesi, bazı spesifik problemler yaratabilmektedir. Çalışmanın lideri, makalenin yazarlarından biri ve Colombia Üniversitesi Tıp Merkezi (CUMC) ve Colombia Veri Bilimleri Enstitüsünde biyomedikal bilişimden sorumlu olan Yrd. Doç. Dr. Nicholas Tatonetti, “Geleneksel yaklaşımlı prospektif bir çalışma; uzun, pahalı ve her şeyden önce de etik değerlerden uzak olur” demiş ve eklemiştir; “fakat, doğum ayı –çevresel maruziyetlerin sebebi olarak- ve bireylerin geçerli sağlık durumları arasındaki bağlantıları araştırmak için sağlık kayıtlarını analiz ederek bu sorunun üstesinden gelebiliriz.”

2015’te yaptıkları bir çalışmada, Dr. Tatonetti ve şu anda Pennsylvania Üniversitesi Perelman Tıp Fakültesi’nde çalışan  CUMC lisansüstü diplomalı Mary Regina Boland,  New York’ta 1.7 milyon hastanın sağlık kayıtlarını analiz etmiş ve doğum ayı ile uzun vadede hastalık riski arasında dikkate değer bağlantılar bulmuşlardır. Örneğin, en yüksek astım riski seviyesine sahip olan bebekler Temmuz ve Ekim aylarında doğanlardır.

Çalışma için Dr. Tatonetti  şu açıklamayı yapmıştır; “Ancak bu çalışma, annelerin bu aylarda maruz kaldıkları şartların bebekleri için artmış risk oluşturabileceğini göstermemektedir, böyle sorulara bir cevap bulabilmek için çeşitli iklimsel ve mevsimsel şartları olan birkaç ülkeyi incelemeye dahil etmemiz gerekirdi.”

Bundan sonra yeni yapılan bir araştırma ise; ABD, Güney Kore ve Tayvan’dan gelen 10.5 milyon kişinin elektronik sağlık kayıtlarını kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Dr. Tatonetti ve Boland tarafından geliştirilen yöntemle yapılan çalışmada, gebeliğin üçüncü trimesterinde (üçüncü üç aylık döneminde) düşük güneş ışığına maruz kalan annelerin, yaşam boyu tip2 diyabet hastalığına yakalanma riski yüksek bebeklere sahip oldukları bulunmuştur. Bu veri, New York’ta Aralık ve Mart ayları arasında yani güneş ışığı seviyesinin en düşük olduğu sıralarda doğan bebeklerin sahip olduğu diyabet riskine karşılık gelmektedir. Annenin ilk trimesterde toz niteliğindeki hava partiküllerine çok fazla maruz kalmaları ise çocuklarındaki artmış atriyal fibrilasyon (potansiyel olarak tehlikeli anormal kalp ritmi) riskiyle ilişkilendirilmiştir. Bir başka açıdan, yaz aylarında hava kirliğinin en yüksek olduğu yer olan New York’ta kışın doğum yapmak –yani ilk  üç aylık dönemi yazın geçirmek- çocuktaki atriyal fibrilasyon riskini artırır. Benzer şekilde, ilk trimesterde, lokasyona bağlı olarak değişen miktarlarda yüksek doz karbon monoksite maruz kalan annelerin bebekleri artmış depresyon ve anksiyete riskine sahiptir.

 Hali hazırda yayınlanmış olan makalenin yazarı Dr. Boland, “Çevresel maruz kalmalara göre çeşitlilik gösteren mevsimsel doğum paternleriyle ilişkili olan tüm önemli bulgularımız, bilinen mekanik yollara uygundur,” demiş ve eklemiştir; “bu sonuç, yöntemimizin faydasını gösterdiği ve gelişme sırasında çevresel maruz kalmaların önemini ve yaşamboyu gösterebilecekleri etkiyi daha iyi vurguladığı için çok önemlidir.”

Makalenin birinci ismi olan Dr. Tatonetti ise daha ayrıntılı olarak şunları söylemiştir; “Bir örnek olarak, annenin toz partiküllerine maruz kalması, yavrularda yüksek kan basıncıyla ilişkili yüksek tansiyon riskini artırır ve yüksek tansiyon da artmış atriyal fibrilasyon riskiyle ilişkilidir. Yani aslında burada temel olarak yaptığımız şey, noktaları birbirine bağlamak için verileri kullanmak ve bu bağlantıları anlaşılır kılarak da, bazı prenatal (doğum öncesi) takviyeler için mevsimsel dozlar önermek gibi hastalığı önlemenin yeni yollarını bulmayı mümkün hale getirmek.”

 Çalışma ayrıca, bir çocuğun ilerleyen zamanlarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanısı alıp almayacağının belirlenmesindeki en güçlü faktörün doğum sezonu OLMADIĞINI da göstermiştir. Aksine, okula kayıt yaptırdıklarında akranlarına göre nispeten daha küçük olan çocuklarda DEHB riski daha yüksek bulunmuştur; en küçük ve en büyük çocuklar arasında %18 gibi bir fark vardır. Bu çalışmanın bulguları, tek ülkeli çalışmaların bulgularıyla benzer olsa da, dört farklı okul başlama yaşı olan birden fazla ülkedeki göreceli yaş ve hastalığı araştıran ilk çalışmadır.

Dr. Boland çalışmanın sonuçlarıyla ilgili şunu söylemiştir; “Bulgularımız genel olarak, çocukluk hastalıklarının gelişiminde, göreceli yaş gibi sosyo-çevresel faktörler de dahil olmak üzere çevresel faktörlerin önemini ortaya koymaktadır.”

 

Çeviri: Aslıhan Esra Bildirici

Kaynak: Columbia University Medical Center. “Global birth season study links environment with disease risk: In utero environmental exposures may explain why birth month correlates with some diseases.” ScienceDaily. ScienceDaily, 14 November 2017. <www.sciencedaily.com/releases/2017/11/171114123259.htm>.


Bu makaleyi 5 dakikada okuyabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın