LOUIS PASTEUR



LOUIS PASTEUR


Louis Pasteur (1822 – 1895) antidotları geliştiren ve şarbon, kuduz gibi birçok tehlikeli hastalığı tedavi eden bir Fransız kimyager ve mikrobiyologdu. Ayrıca süt pastörize etmenin ve tüberkülozdan korunmanın bir yolunu başarıyla keşfetti. Pasteur ayrıca, mikropların kontaminasyondan nasıl büyüdüğünü ve spontan kontaminasyon teorisini çürütüldü.

HAYATI


ÇOÇUKLUĞU VE GENÇLİĞİ

Fransız kimyager ve mikrobiyolog Louis Pasteur 27 Aralık 1822’de Fransa’nın Jura bölgesinde bulunan Dole’de dünyaya geldi.Pasteur, Fransız Devriminin gerçekleşmesiyle özgürlüğüne kavuşan bir kölenin torunudur. Babası ise Napolyon’un ordusunda üstün hamle gücüne sahip bir astsubaydı. Napolyon’un düşüşüyle birlikte ordudan ayrılan babası, imparatora olan bağlılığı nedeniyle oğlunu da yetenekleri ve üstün direnç özellikleriyle donatarak onun tam bir yurtsever olmasını sağladı. Pasteur ailesi geçimini dericilikle sağlıyordu ve oldukça fakirdi, ancak çocuklarını iyi yetiştirmek amacıyla her güçlüğü de göze almışlardır. Küçük yaşlardayken zorluklara karşı mücadele etmeyi öğrenen Louis Pasteur, eğitim hayatına başladığında kendisiyle birlikte kardeşleri için de büyük çaba harcamıştır.

Eğitim hayatında parlak bir öğrenci olmayan Pasteur, gençlik yıllarındayken ileride herkesin takdir edeceği bir bilim adamı olacağının sinyallerini dahi vermiyordu. Tek merakı portre çizmekti ve onun üstün yetenekle yaptığı tabloları, günümüzde Pasteur Enstitüsünde halen asılıdır. Louis 19 yaşındayken okulunu bırakarak kendini bilime verdi. Öncelikle öğretmenlerinin de destek ve yönlendirmeleriyle öğretmen olmaya karar verdi ve bu amaçla bir eğitim enstitüsüne başvuruda bulundu. Sınavı başarıyla geçmesine rağmen fizik, kimya ve matematik gibi dallarda kendini daha fazla hazırlamak için öğrenimi erteledi. Aynı dönemde tüm ilgisinin bilimsel araştırmalara yönelik olduğunu fark etti ve özellikle kristaller ile ilgili çalışmaları adeta onu büyüledi.

EĞİTİM HAYATI VE EVLİLİĞİ

Pasteur’ün düşünme ve kavrayış yeteneğini gören kimya profesörü, onu yeni kurmuş olduğu laboratuvara asistan olarak aldı. Bu fırsat genç bilim adamı için hayal dahi edemeyeceği bir şeydi ve zaman geçirmeden çalışmaya başladı. Öncelikle deneylerini tartarik asit kristalleri üzerine yoğunlaştıran Pasteur, kısa bir sürede dönemin ünlü bilim adamlarının tanıdığı bir isim haline geldi. Bilim dünyasında iyiden iyiye ismini duyuran Pasteur, Eğitim Bakanlığı tarafından öğretmen olarak atanmak istendi. Bazı bilim adamlarının ve akademisyenlerin baskısına karşı koyamayan Bakanlık, aynı yıl Pasteur’ün üniversiteye (Strasburg) yardımcı profesör olarak atanmasına izin verdi.

Pasteur’de olan başka bir özellik de, oldukça kararlı olması ve boş işlerle zaman geçirmemesiydi. Örneğin, üniversitede çalışmaya başladığı ilk günlerde Rektör’ün kızıyla evlenmek istediğini ilan etmiş ve şöyle bir başvuru mektubu yazmıştır; “Saklama gereği duymuyorum, tamamen fakir bir insanım. Sahip olduğum tek şey, yürekliliğim, sağlığım ve ismimdir. Geleceğim, zamanla eğilimim değişmez ise, kimyasal araştırmalara adanmış olacak. Beklediğim sonuçları çalışmalarımdan alırsam, ileri bir zamanda Paris’e yerleşmeyi düşünüyorum. Beni olumlu karşılarsanız, resmi olarak evlenme amacıyla babam hemen Strasburg’a gelecektir.” Pasteur’ün bu mektubu olumlu karşılandı ve hayatının her safhasında kendisine destek olan Marie Laurent ile 1849 yılında evlendi.

Pasteur’ün mutlu bir şekilde sürdürdüğü evliliği, bir süre sonra çok trajik dönemlerden geçti. Önce dört çocuklarından üç tanesini bazı hastalıklar nedeniyle kaybettiler ve kalan oğulları da henüz 20 yaşındayken 1871’de Almanlara esir düştü. Yaşanan bu acı olaylar nedeniyle tüm çalışmalarını bir yana bırakarak oğlunu bekleyen Pasteur, Fransa’nın yenilgiye uğramasıyla sonuçlanan savaşta cepheden kaçan askerler arasında oğlunu aramaya başladı. Pasteur’ün aramaları sonuç verdi, ancak oğlu ağır yaralı bir haldeydi. Bu olay kendisini öyle derinden etkilemişti ki, seneler sonra Almanya tarafından önerilen başarı madalyasını dahi kabul etmemişti.

BİLİMSEL ÇALIŞMALARI VE BULUŞLARI

Pasteur’ün tüm insanlığı etkileyen buluşlarından biri mayalanma yani fermantasyondur. Bu terim, bazı maddelerde oluşan farklılık süreçlerini ifade etmektedir. Örneğin, üzümden şarap elde edilmesi fermantasyon ile sağlanır ve istenildiği zaman aynı işlemle sirkeye dönüştürülebilir. Ayrıca, et ve yumurta bulunan ürünler, fermantasyon işlemi ile bozulabilir ve yenmeyecek bir hale dönüşebilir. Bu işlemle üretilen şarap, özellikle Fransa’da çok önemli bir konuydu, ancak fermantasyonun ne denli güvenilir bir işlem olduğu hakkında yeterli bir bilgi yoktu. O dönemdeki teknikler, her zaman istenen sonuçları vermiyor ve bazen de şarap yerine sirke ortaya çıkabiliyordu.

Fermantasyon konusundaki tüm bu karmaşa, ilk kez Pasteur tarafından bilimsel olarak incelendi ve çalışmaları sonucunda “mikrop kuramı” tezini ortaya koydu. Bu kuram günümüzde hala geçerliliğini korumaktadır. Fermantasyonun mikrop kuramına göre, tabiatta bulunan organik maddeler üzerindeki farklılıklar, gözle göremeyeceğimiz küçük canlılar tarafından oluşturulmaktadır. Pasteur, bu canlıların ısı yoluyla kontrol altına alınabileceğini göstermiştir.

Pasteur’ün yaptığı diğer bir önemli çalışma, ipekçilik sektörünü büyük bir sorundan kurtarmasıdır. Hasta olan ipek böcekleri, sektörle ilgilenen kişileri sıklıkla kayba uğratıyordu. İlgili kişiler Pasteur’den sorunu çözmesini istediler ve oda yoğun bir çalışmayla bu konu üzerinde durdu. Olayı farklı boyutlarda inceledikten sonra, sağlıklı ipek böceklerinin yumurtalarını seçebilmek için yeni bir üretim teknolojisi oluşturdu. Pasteur’ün bütün çalışmaları ve başarıları, adeta zincirleme bir reaksiyon gibi birbirini izledi. Kristaller üzerine yaptığı çalışmaları, onu “hayatın gizemi” sorununa kadar götürdü. Canlılar üzerinde yaptığı çalışmalar ise, onu mikrop kuramına kadar götürdü. Başlangıçta herkesin şüpheyle yaklaştığı fermantasyon, Pasteur sayesinde artık hiç kimsenin şüphe duymadığı bir işlem olmuştu.

Şarbon hastalığına yakalanma başarısı, Pasteur’u o sırada çok yaygın olan bir hastalık olan kuduza karşı bir tedavi geliştirmeye teşvik etti. Benzer prensipleri kullanarak, hastalığın zayıflamış bir gerginliğini geliştirdi. Kuduzlu hayvanlar üzerinde yapılan testler başarılı oldu; Ancak, insanların üzerinde çalışamayacağı korkusuyla test yapmak konusunda isteksiz davranıyordu. Bir noktada kendini sınamayı düşündü – kendini kuduza tabi tutup tedavi etmeye çalıştı. Bununla birlikte, planını uygulamadan önce, kuduz bir köpek tarafından 19 kere ısırılan genç bir çocuk getirildi.


KUDUZ VİRÜSÜ

Küçük Joseph Meister kuduz bir köpek tarafından on dokuz yerinden ısırıldığında, anne ve babası yavrucağı Louis Pasteur’e getirdiler. Bu bilim insanı daha önce insan üzerinde hiç denenmemiş olan kuduz aşısını çocuğa uygulamakta tereddüt etti. Pasteur bunu ancak, kendisine gelen iki doktorun, çocuğun kuduzdan her durumda öleceğini ve başarılı olursa ilacın kuduza bir çare olabileceğini söylemesinden sonra denemeye karar verdi.

Ailesi belirsiz yeni tekniği denemeyi kabul etti. Tedavisi bir başarıydı ve yakında yayılması düşünülen tedavi haberiydi. Tedavisi için 350’den fazla kişi Louis Pasteur’a geldi. Louis ve bilim adamı ekibi, kuduzla mücadele eden insanları kurtarmak için her an çalıştılar.

On yaşındaki bir kız Louis Pelletier sadece bir başarısızlık yaşadı. Louis, ölüm geldiğinde rahatlığın çok ilerlediğini biliyordu, ancak yine de denedi. Kız kollarında öldü, gözleri yaşlarken büyük bilim adamı anne ve babasına seslendi.

“Keşke senin küçüklüğünü kurtarmış olsaydım” dedi.

1888’de arkadaşlar ve destekçiler kuduz tedavisi için bir enstitü finanse ettiler. Louis Pasteur, bilim adamları için daha iyi araştırma olanakları için başarılı bir kampanya yürüttü. Daha fazla para yardımı talebi Napolyon III tarafından duyuldu. Louis Pasteur şunu savundu:

“Laboratuarları olmayan fizikçiler ve kimyagerler, savaş alanında silahsız askerlere benziyor.”

Pasteur kuduzun çaresini bulmuştu. Louis’nin aşısı küçük Joseph Meister’in hayatını kurtardı. Meister büyüdüğünde Pasteur Enstitüsü’nün kapıcılarından biri olacaktı. Çünkü Louis Pasteur’e karşı duyduğu minnet duygusu, ömrünün sonuna kadar Enstitü’de çalışmak istemesine neden olmuştu.


HASTALIĞI VE ÖLÜMÜ

Pasteur ciddi bir beyin vuruşu nedeniyle kısmen felç olmuştu, ancak araştırmalarına devam edebildi. 70inci doğum gününü, İngiliz cerrah Joseph Lister’in de aralarında bulunduğu birkaç tanınmış bilim adamının katıldığı Sorbonne’da kutladı . O sırada felci daha da kötüleşti ve 28 Eylül 1895’de

73 yaşında öldü. Son gününde şunları söyledi:

“Kendimi yeni hastalıklar üzerine çalışmaya adamak için daha genç olmaktan hoşlanmalıyım.”

Louis Pasteur, insanoğlunun iyi doğasına büyük bir inancı vardı. Bulaşıcı hastalıkların tedavisinde gerçek yararlar sağlamak için yorulmadan çalıştı. Başka herhangi bir kişiden daha fazla olan Louis Pasteur, on dokuzuncu yüzyılın sonu ve yirminci yüzyılın başındaki ortalama yaşam süresini artırmaya yardımcı oldu. Pasteur’un kalıntıları 1896’da Pasteur Enstitüsünde Neo-Bizans kriptosuna nakledildi.

Louis Pasteur Başarıları

  • Pastırma işlemi, sütü içmeyi emniyetli hale getirme süreci
  • Kuduz için Tedavi
  • Şarbon için tedavi
  • İlkeleri Frankland, Valley Radot, Emile Duclaux, Descours ve Holmes gibi daha sonraki bilim adamları tarafından, tifüs, difteri, kolera, sarı humma ve farklı türdeki suşlar gibi aşıların geliştirilmesinde kullanıldı.

KAYNAKÇA


www.britannica.com

www.historylearningsite.co.uk

www.biography.com

www.biographyonline.net

www.bilgibaba.org

www.bilgiustam.com


Bu makaleyi 8 dakikada okuyabilirsiniz.
zvr
Bu içeriğe emoji ile tepki ver !

Bir Cevap Yazın